Site Rengi

DOLAR 9,2885
EURO 10,7576
ALTIN 528,05
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
16°C
Sağanak Yağışlı
Sal 18°C
Çar 18°C
Per 17°C
Cum 19°C

Zengin Mutfağı – 1988

Selma Sönmez
Çocukluğuma dair en net hatırladığım ve hatırladığımda mutlu olduğum anılarım iki mekânda geçiyordu; biri ailemle birlikte gittiğim sinema salonları diğeri ise aşçı olan annemin çalıştığı mutfaklar. Her iki mekânın bana kazandırdıkları zamanla tutkuya dönüştü. Hayat akışında devam ederken eş zamanlı olarak aldığım gastronomi eğitimleri ve izlediğim binlerce film SİNEMAMA’nın kurulmasına vesile oldu. Yemek ve filmlerin bir deneyim atölyesinde buluştuğu, seçilen filmler üzerinden gastronomi ve film okumalarının yapıldığı bu atölyeler meraklısıyla buluşuyor.
18.06.2021
A+
A-

Yıl 1980, yer Malatya. Bir sabah uyandık tepemizde helikopterler uçuyor, evimiz bir askeri birlikle komşu o yüzden çok garipsemiyoruz. Hem havada ve hem karada yaşanan askeri hareketlilikten dolayı, büyüklerin yüzünde endişe izlerine dönüşüyor. Sonra öğreniyoruz ki, askeri darbe olmuş, Sağ-Sol kavgaları son bulmuş. TRT’de kahramanlık türküleri, radyoda Kenan Evren’in ‘Değerli Vatandaşlar!’ diye başlayan nutukları. Lakin kimse mutlu değil, aksine herkeste korku ve endişe var. Komşuların tutuklanan çocuklarından haber alamayışlarını, kaybolan yakınlarını arayan insanların hikâyelerini duyuyorduk hep. Oysa televizyonda (o zamanlar tek kanal var, TRT) huzur ve barışın geldiğini bas bas bağırıyorlardı. Araf’ta kalmış, kime inanacağımı şaşırmıştım.

Seksen darbesinden sonra yetişen apolitik bir neslin ferdiyim ben.  Çünkü Sağ-Sol davasında canı yanan analar, babalar, gözlerinden sakınarak yetiştirdikleri evlatlarını bir ipin ucunda sallanmasın diyerek, böyle bir nesil yetiştirdiler.  Bende bu bakış açısıyla yetiştirildiğim için mutluyum. Siyasetin bir yengeç sepeti olduğunu, içindeki fertlerin günün sonunda birbirlerini yok ettiğini ve toplumu da sürüklediğine inanıyorum. Yani özetle fillerin tepiştiği, çimenlerin her daim ezildiği bu sistemde ben, her türlü siyasi düşünce ve oluşuma eşit mesafede uzak ve bir o kadar da soğuk durdum.  Dünya ve ülkemin meselelerine kafa yoruyorum, lakin benimle aynı tondan ses veren bir siyasi görüş ve duruş henüz yok, olacağına da inanmıyorum. Dünya tarihinde tekerrür etmeyen bir siyasi olay olmaya görsün. İsimler değişiyor, fakat hep aynı olan sistem kendini koruyor ve besliyor. Bir devir kapanırken, diğeri açılıyor. İşte bu sebepten apolitik olmak beni bir sıfır öne geçiriyor. Böylelikle en azından ruh sağlığımı koruyabiliyorum.

Bu hafta seçtiğim filmin adı; ‘Zengin Mutfağı’.

Zengin Mutfağı; Yazar Vasıf Öngören’in 1978 yılında yönetmen Başar Sabuncu ile birlikte sahneye koyduğu tiyatro oyunundan, yine aynı ekiple; 1988 yılında beyazperdeye aktarılan destansı bir filmdir. Büyük usta Şener Şen oyunda ve filmde başrolü oynuyor. Filmin diğer oyuncuları ise; dönemim parlayan genç yeteneklerinden Nilüfer Açıkalın ve Türk tiyatrosunun değerli oyucuları Gökhan Mete, Okday Korunan ve Osman Görgen büyük ustaya eşlik ediyorlar. .

Eski bir pehlivan olan ve bununla övünen Lütfü Usta, (Şener Şen), fabrikatör Kerim Bey’in villasında aşçı olarak çalışmaktadır. Tüm hayatı işi olmuştur. Sabah kalkar aldığı emirlere göre günün yemeklerini hazırlar, mesaisi bitince de bir kadeh rakısını koyup dinlenir. Lütfü Usta, bir gün sabah işinin başına geçtiğinde evdeki sessizlik dikkatini çeker, üst kata çıkıp bakındığında evde kimsenin olmadığını fark eder. Mutfağında yardımcısı olan genç kız  (Nilüfer Açıkalın) tatlı bir telaş içindedir. O gün nişanlanacaktır fakat damat adayı da ortalarda yoktur. Evde ki sessizliğe rağmen dışarıda polis sirenleriyle helikopter sesleri bir birine karışmaktadır. Bir süre sonra Kerim Bey’in şoförü eve gelir ve işçilerin işlerini bırakıp grev yaptıklarını, izinsiz yürüyüşe geçtikleri için polisle çatıştıklarını haber verir. Bu arada Kerim Bey’de korkarak Avrupa’ya kaçmıştır. Bir süre sonra olaylar yatışır ve Kerim Bey evini korumak amacıyla iki Alman kurt köpeği ile döner evine. Lütfü Usta, hem aileye, hem de köpeklere yemek yapmaya devam eder fakat köpeklere yemek yapmak ağırına gitmektedir. Ve ‘bu evden gitmeli mi yoksa kalmalı mı’ diye biz seyircilere sorar. Filmi izleyerek sizde buna cevap verebilirsiniz.

Bu filmde kendi hayatımla paralellikler bulmadım desem yalan olur, benim annem de Lütfü Usta gibi varlıklı bir ailenin villasında yıllarca aşçı olarak çalıştı. ‘Sen oku, iyi yerlere gel benim gibi mutfaklarda ömrün geçmesin’ derdi.  Okuyabildiğim kadar okudum, tasarım ve iç mimarlık sektöründe, beni yetiştiren, önümü açan, şahane insanlarla çalıştım. Ama karnımın asıl doyduğu yerden uzak olamadım. Filmi izlerken Lütfü Ustanın çalışırken için ettiği serzenişleri, yaşadığı mutlulukları, keyfi ben annemde de görmüştüm. Bu sebepten benim Lütfü Usta’nın sorusuna cevabım tarafsız olmadı. Annemin yaşadıklarını da düşünüp bir cevap verdim. Ben şimdi sizin cevaplarınızı merak ediyorum.

Bu arada filmin arka planında cereyan eden olaylar gerçektir.

15-16 Haziran 1970 yılında Türkiye tarihinde görmediği bir işçi direnişi ile karşı karşıyadır. Yaklaşık 75 bin İşçi sendikalaşmayı engelleyen, grev hakkını ellerinden alan yasa tasarısının kabulünden sonra iş bırakırlar. Devlet eliyle sendikal bürokrasinin güçlendirilmesini sağlayan bu kanun taslağı, işçiyi sistemin kölesi yapacağından, 15 Haziran günü işçiler, iş bırakıp fabrikalarda devletten ve sendikalarından gelecek haberleri beklediler. 16 Haziran günü ise fabrikalarından çıkarak yürüyüşe geçtiler. İlk günden itibaren İstanbul ve İzmit şehirlerinde sıkıyönetim ilan edilmiş ve olaylar sırasında 5 kişi yaşamını yitirmiştir. Dönemin başbakanı İnönü ve CHP Genel Sekreteri Ecevit Anayasa Mahkemesine başvurarak kanunu iptal ettirdi.

Haziran olaylarından sonra sıkıyönetimin mahkemeleri, yürüyüşe katılanlar ve sendika yöneticileri hakkında davalar açmıştır. Ve 260 kişiyi kapsayan bu davaların sonuçlanması 14 yıl sürmüştür. 15-16 Haziran işçi yürüyüşünün sonuçları günümüz işçilerinin haklarının kazanımı olmuştur.  

Dönemin bu sayfalarına ışık tutan Zengin Mutfağı oyunu, 1978 yılında ilk kez İstanbul Şehir Tiyatrolarında sahnelendiğinde aşçı Lütfü Usta’yı Şener Şen oynamış ve 2018 yılında yani oyunun 40. sene-i devriyesinde de  aynı rolde, genç oyuncu kadrosuyla  tekrar sahneye koymuştur.

Filmi izlerken Lütfü Ustanın mutfağında iki yemek dikkatimi çekmişti;  Biri zeytinyağlı yaprak sarma, diğeri ise şekerpare tatlısı. Bu kadar keyifsiz olaylardan bahsettikten sonra ağzımızın tadı yerine gelsin diye sizlerle şekerpare tatlısının tarifini paylaşmak istedim.

Şeker Pare  6 Kişilik

Malzemeler:

  • 250 Gr. Tuzsuz Tereyağı (oda ısısında)
  •  1 Su Bardağı Pudra Şekeri
  •  1 Su Bardağı İrmik
  •  3 Su Bardağı Un
  •  3 Ad. Yumurta
  • 1 Paket  Kabartma Tozu
  •  1 Paket vanilya
  •  1 Çay Bardağı Çiğ Badem (Kabuksuz)
  •  1 Çay Kaşığı Limon yada Portakal Kabuğu Rendesi

Şerbet  İçin :

  •  4 Su Bardağı Şeker
  •  4 Su Bardağı Su
  •  1 Yuvarlak Dilim Limon

Yapılışı:

Hazırlığa önce şerbetten başlayın. Derince bir tencereye su, şeker ve bir dilim limonu koyup yaklaşık 20 dakika kadar, harlı ateşte tencerenin kapağını kapatmadan kaynatın. Kaynama işlemi bittikten sonra, şerbeti soğumaya bırakın.

Gelelim şekerparemizin hamuruna; Oda sıcaklığında ki tuzsuz tereyağını ve pudra şekerini bir çırpıcı yardımıyla karıştırmaya başlayın. Yumurtaları teker teker ilave edip karıştırmaya devam edin. Yumuşak ama akışkan olmayan kıvama gelince, çırpıcıyı durdurun.  Ayrı bir kapta elenmiş unu, irmiği, vanilya ve kabartma tozunu birbirine iyice karıştırın.  Daha sonra bu kuru karışımı ve limon kabuğu rendesini (portakal da olur)  yavaş, yavaş yumurtalı karışıma ekleyerek kulak memesi yumuşaklığında hamur elde edin. Hamurunuzdan cevizden biraz büyük bezeler kopartıp elinizle isterseniz yuvarlak, isterseniz oval şekil vererek yağlamış olduğunuz tepsiye dizin. Bezelerin üzerine badem içlerini bastırarak yerleştirin. Önceden 180 derecede ısıttığınız fırına tepsinizi yerleştirin, üzerleri altın sarısı renk alıncaya kadar yaklaşık 25-30 dakika pişirin.  Mis gibi pişen şekerparelerinizi fırından alın, 5 dakika dinlenmeye bırakın. Daha sonra ılık şerbeti bir kepçe ile şekerparelerin üzerlerine dökün. Daha hızlı sonuç almak istiyorsanız şerbeti döktükten sonra tepsinizin üstünü bir kapakla kapatıp dinlenmesine müsaade edin. Şekerparenin makbul olan servisi 1 gün beklemiş olandır diyerek bu tarifi de burada sonlandırayım.

Lütfü Usta’nın şekerparesi kadar lezzetli olur mu bilemem ama ağzınızda hoş bir tat bırakacağından eminim.

YORUMLAR

  1. Oya dedi ki:

    Gene tadı damaklarda kalacak okudukça keyfi zihinlerimizden silinmeyecek bir yazı ve tarif. Aslında bu tarifleri arşivlemeyi çok arzu ederim. Yıllardır şekerpare yemiyorum. İlk fırsatta deneyeceğim. Çok teşekkürler bu keyifli yazı için.