Site Rengi

DOLAR 9,2628
EURO 10,7602
ALTIN 526,82
BIST 1.410
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 16°C
Sağanak Yağışlı
İstanbul
16°C
Sağanak Yağışlı
Sal 18°C
Çar 18°C
Per 17°C
Cum 19°C

Londra

Zeynep Zuhal Göçmen Bebek
1960 İstanbul doğumluyum. 1978 yılında İstanbul Erkek Lisesi ve sonrasında İstanbul Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi’nden mezun oldum. Yıllarca aktif Diş hekimi olarak çalıştım, mesleğimin yanı sıra Almancadan Türkçe ’ye çevirilerim var. Yoga ile geçen uzunca bir dönemin ardından da yoga terapi eğitimi alarak, yoga hocalığı yapmaya hak kazandım. En büyük keyfim, eşimle birlikte seyahat etmek, değişik kültürlere yapılan yolculukların insanı zenginleştireceğine inananlardanım... “Vakit&nakit&takat” üçlüsü izin verdiği sürece seyahatlerim devam edecek, amacım gezi meraklılarına az da olsa rehber olabilmek.
26.05.2021
A+
A-


Yeni seneyi, Londra’da karşılamaya karar veriyoruz bu kez. Birleşik Krallığın başkenti, dünyanın hem en önemli, hem de en eski kentlerinden birindeyiz. Diğer Avrupa şehirlerine kıyasla oldukça büyük, çok fazla detay, çok fazla gezilecek yer var. Şehre iner inmez, ulaşımın tersten akması çarpıyor insanı. Aslına bakarsanız her şeyleri ters, durakları yola ters, sürücü koltukları ters, yürüyen merdivenleri ters, insanları ters yürüyor, alışmak için epeyce bir süre geçmesi gerektiğini düşünüyorum. Karşıdan karşıya geçerken ne tarafa bakacağını karıştırıyor insan, bu konuda tüm turistler sıkıntı yaşıyor olmalı ki, yerlerde ‘’sağa bakın’’ ya da ‘’sola bakın’’ gibi uyarılar var. Thames nehrinin ortasından ikiye böldüğü bu şehri gezmek son derece keyif verici. Biz, en önemli sembollerinden biri olan, nehrin üzerine konumlanmış Tower Bridge ile başlıyoruz. Belirli saatlerde açılıp kapanabilen, kuleleriyle ünlü, bu iki katlı asma köprüde, hem yayalar, hem de araçlar için geçiş yolu var. Yürüyerek geçme deneyimini kaçırmak olmaz, kuleleri birbirine bağlayan camlı bölümden iki taraflı manzara yönünde ilerliyoruz, hava buz gibi. O soğukta, camlı bölmede biraz olsun ısınmak hoşumuza gidiyor. Kulelerde, asma köprünün dizaynı, işleyişi ve tarihi hakkında bilgilerin verildiği bir de sergi var, köprü ile ilgili okuduklarımızı pekiştirip yolumuza devam ediyoruz.


Hemen yakınında Londra Kalesi var, zamanında Kraliyet ailesi burada oldukça fazla zaman geçirmiş, daha sonra korkunç bir hapishane ve idam yeri olarak kullanılmış. Tarihi kanlı olaylarla dolu olsa da şimdiki görüntüsü yeşillikler arasında oldukça şirin bir kale. İngilizlere çok parlak bir dönem yaşatan Tudor Hanedanı’nın entrika dolu tarihi ve konuyla ilgili okuduğum romanlar geçiyor aklımdan ister istemez. Henry’ler, Boleyn’ler, prensler, prensesler, krallar, kraliçeler, kalede tutsak edilip kafası uçurulanlar, kafası kesik hayaletlerin dolaştığına inananlar…

Daha fazla etkisinde kalmadan, aşağıya inip kulenin önündeki iskeleden kalkan teknelerden birine biniyoruz. Thames nehri üzerindeki bu tur, şehri daha yakından tanıma fırsatı sunuyor bize. Suyun rengi kötü, pek iç açıcı görünmüyor gözümüze, yılın her mevsimi böyle bulanık olduğunu öğreniyoruz sonra. Yine de, etrafı iyice gözlemlemek ve fotoğraf çekmek için mutlaka yapılması gerekenlerden bence…

Sırada, kraliyet ailesi üyelerinin ve ünlülerin cenaze ve düğün törenlerinin yapıldığı en önemli kiliseleri olan Westminister Abbey, hemen yakınındaki Westminister Sarayı ve ünlü Big Ben saat kulesi var. Tarihi dokusu ve her saat başı yükselen çan sesleriyle oldukça etkileyici olan Big Ben, Birleşik Krallığın önemli simgelerinden…

Sembollerden bir diğeri ise London Eye, Londra’nın gözü. Şehrin orta yerinde, yüksekliği 135 metre olan kocaman bir dönme dolap. Yükseklik korkumuz olmadığı için kabinlerden birine yerleşiyoruz, bu eğlenceli aktiviteyi kaçırmak olmaz. Son derece yavaş ve dura dura dönüyor, biz de tepeden şehir manzarasının tadını çıkarıyoruz. Dünyanın en ünlü, en ilgi çekici müzeleri ve sanat galerileri burada. Müzeleri gezmeden dönmek olmaz. Hepsini bitirmemiz mümkün değil ne yazık ki. Efsane ressamların eserlerinin bulunduğu ‘’National Museum’’, hayran kaldığım Doğa Tarihi Müzesi ‘’National History Museum’’, dünyanın gelmiş geçmiş tüm uygarlıklarından toplanmış zengin bir koleksiyonu sergileyen ‘’British
Museum’’ ve de her Avrupa şehrinde olan, ama ilki burada açılmış ‘’Madam Tussaud’’, en etkileyici
olanları.

Bu güzel şehrin bir diğer önemli bölgesi ise Buckingham Sarayı ve çevresi. Kraliyet ailesinin Londra’da yaşadığı saray, ancak her zaman burada kalmıyorlarmış. Saray bayrağı göndere çekilmişse Kraliçe sarayda demekmiş. Yazları her gün, kışın belirli günlerde saat 11.30 da saray önünde nöbet değişim töreni yapıldığını öğreniyoruz, sarayın önü oldukça kalabalık. Bazı günler tören sırasında Kraliçenin balkona çıkıp halkı selamladığını da duyunca bu turistik aktiviteye katılmaya karar veriyoruz. Bayrak gönderde, Kraliçe Elizabeth her an görünebilir, bu fırsat kaçırılmaz. Her yer atlı polislerle dolu. Süvari birliklerinin bando takımına eşlik ettiği bir gösteriye denk geldiğimiz için ayrıca seviniyoruz. Bu arada Majesteleri balkona çıkmıyor, ama olsun, kısa süreliğine de olsa onunla aynı havayı solumuş olmanın ayrıcalığını yaşıyoruz:)

Saray ziyaretini tamamladıktan sonra keyifle yürüdüğümüz St James’s Park, pelikanları ve sincapları ile kalbimi çalıyor. Şehirde öyle çok sayıda, öyle güzel parklar var ki, gezmeye doyamıyorsunuz. Ünlü Hyde Park, otelimizin tam karşısında, sabah akşam içinden geçiyoruz. Şehrin göbeğindeki bu kocaman park, yapay gölü, sincapları, kuğuları ördekleri, herkesin istediği gibi atıp tuttuğu Speakers Corner’ı ile gönlümüzü fethediyor. Yürüyüş yapanlar, bisikletle binenler, koşanlar herkes her saat spor yapıyor.

Hava çok erken kararıp, sabah çok geç aydınlanıyor, gökyüzü her daim bulutlu, uzun süre kalmak bizler gibi güneşe alışkın insanlara sıkıntı verebilir. Yine de şanslıyız, dokuz gün boyunca tek bir gün bile yağmur yağmıyor. Her yerde karşımıza çıkan kırmızı otobüslerin ve de kırmızı telefon kulübelerinin bu kasvetli havayı dağıtmaya ne kadar da iyi geldiklerini düşünüyorum. Londra, dünyanın en canlı alışveriş kentlerinden biri. Işıl ışıl süslenmiş göz kamaştırıcı
caddeleri ve mağazalarının yanı sıra, sokak pazarları da son derece hareketli ve cazip. Kentin popüler semtlerinin başında gelen Camden Town bu konuda ilk sıralarda. Farklı atmosferi ve ilginç dükkanları ile herkesin ilgi odağı. Daha çok sebze, meyve ve hediyelik eşya bulunan büyük çarşı Covent Garden, sokak müzisyenleri ve yeni yıl süslemeleriyle gece gündüz hep çok hareketli. Ayrıca şehrin biraz batısına doğru giderseniz, Notting Hill de kurulan Portobello Road Market de bir diğeri.

Notting Hill, Julia Roberts ve Hugh Grant ın başrolü paylaştıkları Aşk Engel Tanımaz filminden aşina olduğumuz, rengarenk evleri ve huzurlu sokakları ile görmek istediğimiz yerlerdendi, hafta sonuna denk gelirseniz, uğramadan dönmeyin derim. Çok katlı mağazaların kralı, lüksün doruğu Harrods ve Harvey Nichols birbirlerine yakın konumdalar, gezmeden olmaz tabii ki. Harrods mağazasında , Dodi el Fayet’ in Diana’ ya hediye ettiği şu çok pahalı yüzüğün de sergilendiği bir anı köşesi hazırlanmış, mahzun Prensesi anıp hüzünlenmemek elde değil. Restaurant ve cafelerde, hangi ülkenin mutfağını ararsanız var. Aklınıza gelebilecek her türlü lezzete ulaşmak mümkün, önlerindeki uzun kuyruklarda beklemeyi göze alırsanız tabii ki. Ayaküstü bir şeyler atıştırma, elinize alıp yeme seçenekleri elbette var, fiyatlar hiç ucuz değil. Olmazsa olmazları, her yerde, her menüde mutlaka karşınıza çıkan, milli yemekleri fish & chips , kızarmış balık
yanında patates. Soslarıyla birlikte son derece lezzetli…


Londra da yılbaşı kutlamaları yoğun olarak Thames kıyısında ve nehri çevreleyen Big Ben saat kulesi ile London Eye denen şu dev dönme dolabın bulunduğu geniş alanda yapılıyor. Şehrin merkezi kabul edilen Trafalgar meydanı ya da Westminister köprüsü de gösterileri izlemek için uygun yerler. Biz Trafalgar’ı tercih ediyoruz. Her yer çok kalabalık, caddeler, sokaklar karnaval havasında, polis çok sıkı önlemler alıyor. Adım başı seyyar tuvaletler kuruluyor, herkes sokaklarda. Thames kıyısını dolduran yüzbinlerce kişi gösterileri izlemeye hazırlanıyor. Nehir boyunca yerleştirilmiş dev kolonlardan canlı müzik yayını var. Hava dondurucu derecede soğuk, çok sıkı giyindik neyse ki. Sonunda saatler gece yarısına yaklaşıyor, London Eye ile Thames nehrinin ışıkları ve de Big Ben’ in çanları eşliğinde, geri sayım başlıyor. Yeni yılın ilk dakikalarında muhteşem bir ışık ve havai fişek gösterisine şahit oluyoruz. İnanılmaz bir görsel şölen bu. Tüm kalabalık büyük bir coşkuyla geri sayıma katılıyor, yeni yılın ilk saatlerinde herkes birbirine iyi dileklerde bulunuyor.
Yaklaşık on dakika gibi süren gösteri biter bitmez de insanlar şehrin farklı meydanlarında eğlenceye devam etmeye doğru yollara çıkıyorlar. Bu kalabalık ve kargaşadan kaçarak otelimize dönmek istiyoruz. Fakat her şey hesapladığımız gibi gitmiyor, yolların büyük çoğunluğu polis tarafından kapatılmış. Taksiler çalışmıyor, bir anda korkunç bir insan selinin içinde buluyoruz kendimizi. Kalabalıkla birlikte en yakın metro durağına sürükleniyoruz, merdivenlerden inmeyi başarsak da gelen araca binebilmemiz mümkün değil. İnsanlar birbirlerini ezip geçiyorlar, yerlere düşenlerden, taşkınlık
yapan, bağıran çağıran, birbirine sataşan gençlerden ürkmemek elde değil. Zor da olsa dışarı atıyoruz kendimizi. Üç tekerlekli bisikletlerle insan taşıyan faytonlar var, ama hepsi dolu, yürümekten başka çaremiz kalmıyor. Gece ayazında yaklaşık bir saat süren bu gece sporumuz, unutulmaz anılarımız arasına yerleşiyor. Kalan vaktimizi değerlendirmek için iyice dinleniyoruz.

Sırada, coğrafya derslerinden çok iyi bildiğimiz, şu ünlü sıfır meridyenini yakından görebileceğimiz Greenwich var.
Greenwich, merkeze yaklaşık 40 km uzaklıkta, dünyanın başlangıç boylamının geçtiği yer olarak kabul edilen, turistik bir kasaba. Buradan geçen hayali boylam, dünyayı doğu ve batı yarım küre olarak ikiye ayırıyor. Yerde işaretlenmiş olan meridyenin iki yanına ayaklarımı koyarak, her iki yarım küreye de aynı anda ayak basmış oluyorum. Meridyenin sağında ve solunda çeşitli şehirlerin koordinatları işaretlenmiş. Tüm turistler, kendi ülkelerindeki başkent veya büyük şehirleri bularak fotoğraf çektiriyorlar, biz de kusur kalmıyoruz tabii ki. İstanbul yazısını konumlayıp pozlarımızı veriyoruz. Etraf yeşil alanlar, parklar ve müzelerle çevrili. Gezip görecek çok yer var, tüm günümüzü burada geçirmeye karar veriyoruz. Greenwich parkının tam ortasındaki Kraliyet Gözlemevi, hem dünya saati, hem de başlangıç meridyen hattının evi olma özelliğine sahip olduğundan dünyanın en önemli tarihi bilimsel yerlerinden biri. Yolunuz düşerse mutlaka görün derim. Dokuz tam günün yetmediği, keyifli bir tatili geride bırakıyoruz. Başkent olmayı her şeyiyle hak etmiş, parklarına, kütüphanelerine, müzelerine doyamadığımız bu güzel şehre veda vakti… Muhteşem ışık süslemelerini ve havai fişek gösterilerini izlemek için yılbaşı zamanını seçerseniz, siz siz olun, otel tercihinizi gösteri merkezine yakın yerlerden yana kullanın…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.