Site Rengi

DOLAR 8,7475
EURO 10,4195
ALTIN 500,97
BIST 1.399
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 26°C
Mevzi Sağanak
İstanbul
26°C
Mevzi Sağanak
Çar 26°C
Per 28°C
Cum 28°C
Cts 29°C

Kathmandu

Zeynep Zuhal Göçmen Bebek
1960 İstanbul doğumluyum. 1978 yılında İstanbul Erkek Lisesi ve sonrasında İstanbul Üniversitesi Diş hekimliği Fakültesi’nden mezun oldum. Yıllarca aktif Diş hekimi olarak çalıştım, mesleğimin yanı sıra Almancadan Türkçe ’ye çevirilerim var. Yoga ile geçen uzunca bir dönemin ardından da yoga terapi eğitimi alarak, yoga hocalığı yapmaya hak kazandım. En büyük keyfim, eşimle birlikte seyahat etmek, değişik kültürlere yapılan yolculukların insanı zenginleştireceğine inananlardanım... “Vakit&nakit&takat” üçlüsü izin verdiği sürece seyahatlerim devam edecek, amacım gezi meraklılarına az da olsa rehber olabilmek.
14.04.2021
A+
A-

Dünyanın en fakir ülkeleri arasındaki Nepal’deyiz. 1951 yılına kadar dış dünyaya kapalı olan bu ülke, doğa ve macera severlerin mutlaka görmesi gereken destinasyonlardan biri. Dünyanın çatısı olarak bilinen Himalayalar’ın büyük bölümünün burada olması, çok sayıda ekstrem spora ev sahipliği yapması da ülkeyi öne çıkarmış. Oysa biz, bu ilginç kültürün ayrıntılarının peşindeyiz. Fazla vakit  kaybetmeden rotamızı en büyük şehri ve de başkenti Kathmandu’ya çeviriyoruz.

Kathmandu, ağırlıklı olarak tapınakları ile öne çıkan bir şehir. Burada, Unesco Dünya Mirası  Listesinde yer alan irili ufaklı çok sayıda tapınak var. Önce en önemlilerini görüp, şehir merkezini sonraya bırakmaya karar veriyoruz. 2015 yılında geçirdikleri büyük deprem sonrası, var güçleriyle toparlanmaya çalışıyorlar, hasar görmüş alanlarda restorasyon çalışmaları halen devam ediyor.  Depremin izlerini gördükçe, içimin sızlamasına engel olamıyorum.  Tapınakların hepsini gezmemize imkan yok, önemli bulunan birkaçıyla yetinmek zorundayız. İçlerinde en ilginci ‘’Maymunlar Tapınağı’’ da denilen ‘’Swayambhunath Stupası’’.  Çok sayıda maymuna ev sahipliği yapması biraz tedirgin ediyor insanı ama, bu sevimli hayvanlarla göz teması kurmama konusundaki uyarıları dikkate alıyoruz. Gözlerinin içine bakarsanız tehdit olarak algılayıp saldırma ihtimalleri varmış. Ayrıca elinizdeki yiyecekleri de saniyeler, içinde kapıveriyorlarmış. Para ve pasaportlarını kaptırmış olanların hikayelerini dinleyince tedirginliğimiz artıyor. Eşyalarımız güvende ama, aklım sırt çantamdaki muzda. Kokusunu alıp saldırma ihtimalleri var ne de olsa. Birkaçı peşimize takılsa da kazasız belasız yürüyüş parkurumuzu tamamlıyoruz ve son anda tepede muhteşem bir şehir manzarası ile karşı karşıya kalıyoruz.  Sadece şehri izlemek için bile buraya çıkılabilir diye düşünüyorum. Yine son derece dikkatli bir şekilde maymun arkadaşların aralarından dışarı çıkmayı başarıyoruz. Rotamız bu kez Durbar Meydanı. Durbar; tapınaklar, saraylar, avlular, heykeller, çeşmeler gibi tarihi alanları içinde bulunduran meydanlara verilen genel bir isim. Birçok şehirde Durbar Meydanı olduğunu öğreniyoruz.  Meydana vardığımızda her yer ışıklar ve mumlarla süslü. Ufacık dükkanlarda rengarenk  yerel kıyafetler, hediyelik eşyalar, tezgahlarda sebzeler, meyveler, hatta etler ve bu tezgahların aralarında   dileklerini tutan, dualarını eden kişiler, hepsi aynı sokakta. Her yer çok kalabalık, rengarenk kıyafetleriyle Nepalli süslü kadınların fotoğraflarını çekmek için izin istiyorum. Büyük bir sıcakkanlılık ve hevesle poz veriyorlar. Dükkanlarda çalan ortalığa yayılan, daha sonrasında her yerde duyacağımız  ‘’Om Mani Padme Hum’’ mantrası eşliğinde gezip görmeye çalışıyoruz etrafı. Bu arada sadece  mantralar değil duyduğumuz, her yerden Bob Marley şarkıları geliyor kulağımıza. Işıklandırmaların ve mumların nedenini keşfetmemiz ise çok uzun sürmüyor. Işık Festivali de denen Diwali bayramına denk gelmişiz, tamamen tesadüf, bilerek gelsek bu kadar sevinmezdim sanırım. Her yıl Hindistan ve Nepal de kutlanan bayram; ışığın karanlığa zaferini, iyiliğin kötülüğü yenmesini, cehaletin bilgiye üstünlüğünü, umutsuzluğa karşı umudu gibi kavramlara vurgu yapmakta. Hindistan ve Nepal’de insanlar evlerini temizleyerek, yeni kıyafetler giyerek, hediyeler alarak evlerini, kapı önlerini  ışıklar ve mumlarla süsleyerek  hazırlanıyorlarmış. Diwali’nin ışığı; bilginin önemini, kendini sorgulamayı, geliştirmeyi, doğru yolu bilmeyi ve aramayı hatırlatarak insanların zihninde pozitif kavramları canlandırıyormuş. Farklı bölgelerde farklı şekillerde kutlanabilen bu bayram beş gün sürüyormuş.  İnanışa göre, Tanrılar, ışığını en çok beğendikleri eve giriyorlarmış. Gidip görmek isteyenler için, bizim de orada bulunduğumuz Ekim sonu Kasım başı tarihler uygun. Çünkü Haziran ortasından Eylül ayına kadar süren muson yağmurlarının bölgeyi gezmeyi zorlaştırdığı söyleniyor. Diwali hazırlıkları süredursun ben, bu alanda bulunan en etkileyici kısım, Kumari Ghar’a doğru yöneliyorum.  Kumari  kelimesi  Sanskritçe’de ‘’prenses’’, Ghar ise ‘’ev’’  anlamına geliyormuş.  Nepal’de farklı şehirlerin  farklı  Kumarileri olabiliyormuş ama, en önemlisi Royal  Kumari adı verilen Kathmandu’daki  Kumari imiş. Tam yerinde olduğumuza seviniyoruz. Dünya üzerinde yaşayan tek Tanrıça olan Kumari, bu meydandaki evinde yaşıyor. İnanışa göre, yıkım ve kurban Tanrıçası 3-5 yaşlarında bir kız çocuğunun bedeninde reenkarne oluyor. Bu kız çocuğunu belirlemek için adayları 32 farklı göreve tabi tutuyorlarmış, dayanıklılık testine benzer şeyler sanırım. Bunlardan bazıları, mağarada yalnız kalmak, kesik hayvan kafaları ile aynı odada uyumak gibi imiş.  Seçilen çocuk, Tanrıça kabul ediliyor ve  Kathmandu Dubar meydanındaki Kumari evine getiriliyormuş. Buradan da yılda sadece 13 kez dışarı çıkabiliyor, ayağı hiç yere değmiyor, ancak ergenliğe girdikten sonra, saflığın temizliğin bittiğine inandıkları için, Tanrıçalık unvanı sonlanarak ölümlüler arasına katılabiliyor, sonra da yerine yenisi seçiliyormuş. Uğursuzluk olduğuna inanıldığı için, yaşayan Tanrıça’nın ünvanı gittikten sonra da kimse onlarla evlenmiyormuş.  Ayakkabı giymesi yasak olan, sadece kırmızı bir çorap giyen bu küçük kız çocuğu, her gün belli bir saatte penceresinden halkı selamlıyormuş. Fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Bizler bilgi edinme peşindeyken, bir anda penceresinde görünüyor, uzaktan ve kısa süreliğine de olsa görebiliyoruz. Son derece koyu makyajlar içinde küçücük bir kız çocuğu…  İnsanların bu çocuğu kutsal sayıp ona tapınması düşüncesiyle sarsılsam da ‘’her türlü inanca saygım var’’  diyerek kendimi sakinleştirmeye çalışıyorum.

Kathmandu‘da hayatın aktığı turistik ve antik merkezlerden Dubar Meydanını bitirip, alışveriş için en doğru yer dedikleri Thamel caddesinde buluyoruz kendimizi. Hava inanılmaz kirli, asfalt olmadığı için toprak yolda giden motorlu araçlar sebebiyle her yer toz içinde. Yollar, kaldırımlar, sokaklarda çöpler, insanlar kaldırımdan, yoldan, nereyi bulurlarsa oradan yürüyorlar. Arabalar devamlı korna çalıyorlar, bomba düşmüş gibi bir kaosun  içinde buluyoruz kendimizi. Thamel caddesi ve ona açılan sokaklar; paşminacılar, maskçılar, sayısız  hediyelik eşya dükkanları, tüm dünya mutfaklarından her bütçeye göre alternatifler sunan restaurantlar, internet cafeler ve otellerle dolu. Bu karmaşanın içinde bolca tütsü, zencefil, köri, sarımsak kokusu,  korna sesleri hepsi birbirine karışıyor. Suç oranı oldukça yüksekmiş. Güvenliğimiz için, tek dolaşmama, ıssız sokaklara girmeme, fazla nakit para taşımama konusundaki uyarıları dikkate alıyoruz.  Havadaki toz bulutuna aldırmamaya çalışarak bütün sokakları görmek istiyoruz. Burası son derece ucuz bir ülke. Outdoor malzemeleri, dağcılık ve tekstil ürünleri satan dükkanların olduğu bölüm oldukça hareketli. Ürünlerin tümü sahte  ama, taklitler son derece  başarılı, fiyatlar da oldukça cazip…  Sorsanız hepsine gerçek diyorlar,  gülüp geçiyoruz. Bayram havası burada da görülüyor, dükkanların içlerinde önlerinde yerlerde,  her tarafta mumlar var. Alışverişlerimizi bitirip, ağzımıza kadar girmiş olan tozdan bir ana önce arınmak için otelimize dönüyoruz.

Buralara kadar gelmişken sabahın erken saatlerinde Everest’e doğru  yapılacak olan helikopter turuna katılmak istiyoruz. Ancak hava şartlarının uygun olmaması, ortalığı kaplayan yoğun sis nedeniyle uçuş iptal ediliyor. Şansımıza küsmekten başka çaremiz yok ne yazık ki.

Ülke hem inanç,  hem de fakirlikten dolayı fazla et tüketmediği için geniş kapsamlı bir vejetaryen mutfağı hakim. Gittiğiniz her restaurantda seçenek çok fazla, ama her yerde  istisnasız görebileceğiniz  birkaç yemekten biri ‘’momo’’ dedikleri, aslen bir Tibet mantısı olan yemekleri.  Bizim mantımız ile çiğböreğimiz arası bir hamur işi. Buharda pişmiş ya da kızartılmış olarak servis ediliyor. Etli, tavuklu,  sebzeli ve peynirlisi var. Biberli acı bir sos ile birlikte sunuluyor. Buralara yolunuz düşerse, kızartılmış olanı tavsiye ederim, yemeden dönmeyin derim.

Nepal halkı oldukça sakin, mutlu, huzurlu, onca yoksulluğa ve kötü şartlara rağmen yüzleri hep gülen, turistlere çok saygılı insanlardan oluşuyor. Bu çok renkli ve mistik ülkeden karmakarışık duygular içinde ayrılıyorum, tekrar yolum düşerse Everest uçuşu için hava şartlarını kollamak ilk işim olacak…

YAZARIN EKLEMİŞ OLDUĞU YAZILAR
9 Haziran 2021
YORUMLAR

  1. Figen Aydoğan dedi ki:

    Selam lar…..Yakın zamanda burası ile ilgili bir kitap okudum . Gitmek için merak uyandıran bir yer bencede . Yanlız öyle güzel anlatmışsın ki …..Dilerim herşey yoluna girdikten sonra bizim rotamız da buralara düşer. Kalemine, gözlemine emeğine sağlık . ….